Van şehir merkezinin hemen batısında, Süphan ile Erek dağlarının silueti arasında kayalık bir kütlenin üzerinde yükselen Van Kalesi, MÖ 9. yüzyıla ait bir yapı olduğunu her taşıyla ele veriyor. Tuğla ve harç görmüyor bu kayalıklarda; ama kaya oyma odalar, uzun koridorlar ve tanrılara adanmış yazıtlar çıkıyor karşınıza. Urartular burada taş ve çekiçten başka malzeme kullanmamış.
Urartu Krallığı ve Van (Tuşpa)
Urartu Krallığı’nın başkenti Tuşpa, bugünkü Van Gölü’nün hemen doğu kıyısına kurulmuştu. Kral I. Sarduri (yaklaşık MÖ 832-820) döneminde ilk taş işçiliği başladı. Kalede bugün hâlâ okunabilen Sarduri Yazıtı Asur dilinde yazılmış: Asurlularla pazarlık eden bir kral, statüsünü düşman dilinde ilan ediyor — bu tek başına dönemin güç dengelerini anlatıyor. Sonraki kuşaklar, başta II. Menua ve Argişti, kalenin alt kısmındaki şarap mahzenlerini ve ambarları genişletti.
Kaya Mezarları: Kimin İçin, Nasıl Yapıldı?
Kalenin güney yamacında, kayaya oyulmuş on beş civarında oda mezar bulunuyor. Urartu hükümdarları ve üst sınıf aileleri için hazırlanan bu odaların bir kısmının tavanı düzgün yontulmuş, kapı lentoları yerli yerinde. Mezar odalarına ulaşan dar koridorlar muhtemelen ahşap kapıyla kapatılıyordu; ancak ahşap çürüdüğü için geriye sadece taş kaldı. Bu mezarlarda yerinde kalıntı bulunmuyor artık; sistemli kazılar çoktan yapıldı, eserler Van Müzesi’nde.
Orta Dönem: Med, Pers ve Ermeni İzleri
Urartu, MÖ 590 civarında Medler tarafından yıkıldı. Ardından Persler, Orontid Ermenileri ve nihayetinde Artaksiad hanedanı bölgeye hâkim oldu. Kale bu dönemde de stratejik önemini korudu; ancak Urartu sonrası yapılaşmanın izi, önceki döneme kıyasla çok daha silik. Van Bölgesi’nde Pers dönemi madeni para buluntularına rastlanıyor; bu da bölgenin ticaret yolları üzerindeki yerini koruduğunu gösteriyor.
Osmanlı Dönemi Tahkimatları
16. yüzyılda, özellikle 1548’de Kanuni Sultan Süleyman’ın Van’ı fethinin ardından kalenin üst platosu Osmanlı askeri garnizonuna dönüştürüldü. Kale içindeki bazı bölümler gözaltı ve depo olarak kullanıldı. Bu dönemde Osmanlılar eski Urartu yapılarını sökmedi; onların üzerine ya da yanına ekledi. Kalenin kuzey kapısına yakın bölümde Osmanlı tuğlaları arasında arada Urartu bloklarını görmek mümkün.
Van Müzesi ile Bağlantı
Kaleyi ziyaret etmek isterseniz Van Müzesi’ni ihmal etmeyin. Müzede sergilenen Urartu bronz kemerleri, bronz kalkanlar ve çivi yazılı tabletler, kalenin taş duvarlarına anlam katan bağlamı veriyor. Özellikle I. Argişti’ye ait Horhor Yazıtı’nın kopyası ve orijinal bronz eserler, Urartu sanatının ne denli gelişmiş olduğunu somut biçimde ortaya koyuyor.
Ziyaret Pratiği
Kale sabah 8:00’den akşam 18:00’e kadar açık; giriş ücretli (2024 itibarıyla 60 TL). Araçla çıkış yolu var ama son 300 metre yaya yürüyüşü gerektiriyor; ayakkabı seçimine dikkat. Rehber olmadan gezmek mümkün, ancak yazıtların hangi bölümünün hangi krala ait olduğunu ayırt etmek için ya önceden biraz okumak ya da lisanslı rehber tutmak öneriliyor. Yaz aylarında öğleden sonra güneş batı cephesine tam vuruyor; fotoğraf çekmek için sabah erken veya akşama yakın saatler tercih edilmeli.
Van Kalesi, Türkiye’deki çok ziyaret edilen tarihi alanların büyük çoğunluğundan farklı bir şey sunuyor: Geniş müze salonları yerine açık hava, yüzlerce yıllık taş, üzerine binlerce yıl öncesinde çekiçle vurulmuş yazılar. Bunun için özellikle Van’a gelmek, tarih meraklısı için fazlasıyla yeterli bir gerekçe.